Ana içeriğe atla
İş Kazası Maddi ve Manevi Tazminat Hesaplaması

İş Kazası Maddi ve Manevi Tazminat Hesaplaması

T.C.
YARGITAY
10. HUKUK DAİRESİ

 

E. 2021/7942
K. 2021/11085
T. 28.9.2021

DAVA : İş kazası nedeniyle vefat eden sigortalının hak sahiplerinin maddi ve manevi zararlarının tazmini istemi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilk derece mahkemesince, ilâmda yazılı nedenlerle asıl davanın kabulüne birleşen davanın ise kısmen kabul ve kısmen reddine dair verilen karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince esastan reddine karar verilmiştir.

... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince verilen kararın davalılar vekilleri ile davacılar vekilince de katılma yoluyla temyiz edilmesi ve ... Beypazarı Tarımsal Üretim Pazarlama San. Tic. A.Ş. avukatı tarafından da duruşma talep edilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 15/06/2021 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davacılar adına Av. ... ile ... Beypazarı Tarımsal Üretim Pazarlama San. Tic. A.Ş adına Av. ... ... ve ... Grup Makine İnşaat Taahhüt Gıda Tekstil Kimyasal Maddeler İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti. adına Av. ... geldiler. Duruşmaya başlanarak, hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek başka günde Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

KARAR : I-) İSTEM:

Davacılar vekili 14.04.2015 tarihli asıl dava dosyasının dava dilekçesinde özetle müvekkillerinin murisi sigortalının 19.04.2014 tarihli iş kazası neticesinde vefatı nedeniyle desteğinden yoksun kalan sigortalının eşi lehine fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalmak üzere 4.000 TL, sigortalının çocuklarının her biri için ise yine fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalmak üzere 2.000 TL'şer maddi tazminatın kaza tarihinden faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.

Davacılar vekili 03.07.2017 tarihli birleşen dava dosyasının dava dilekçesinde sigortalının eşi lehine 150.000 TL, sigortalının çocuklarının her biri lehine 100.000 TL'şer manevi tazminatın kaza tarihinden faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.

Davacılar vekili 03.07.2017 tarihli ıslah dilekçesiyle maddi tazminat istemini sigortalının eşi için 168.471,31 TL'ye sigortalının çocuklarından ... için, 10.991,36 TL'ye, ... için 22.610,37 TL'ye ve ... ... için 74.729,79 TL'ye artırmıştır.

II- CEVAP:

Davalı ... şirketi vekili , davacılarının murisinin müvekkili şirketin çalışanı olmadığını, diğer davalı şirket ile müvekkili arasında hizmet sözleşmesi bulunmadığını , tüy seperatörü imali ve yerine takılma anlaşması imzalandığını , bu sözleşme eser sözleşmesi niteliğinde olduğundan davalı şirketin asıl işveren olarak kabul edilmeyeceğini ,kazanın oluşumunda müvekkili şirketin sorumluluğunun bulunmadığını beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı ... Grup vekili, mütevefa işçiye müvekkili şirket tarafından gerekli iş güvenliği eğitimi verildiğini ve koruyucu malzemelerin teslim edilmiş olduğunu, diğer davalı ... A.Ş'nin seperatör olarak tabir edilen makinenin yapılması işini müvekkili şirkete sipariş etmesi üzerine , makinenin ölçülerini kontrol etmek için müteveffanın 19.04.2014 tarihinde görevli olarak ...'nin ...'daki fabrikasına gönderildiğini,meydana gelen kazada müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, kazanın müteveffa işçi ve diğer davalı ... A.Ş'nin kusuruyla meydana geldiğini, ayrıca davacılara düzenli olarak maddi yardım yapıldığını beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III- MAHKEME KARARI:

A-)İLK DERECE MAHKEME KARARI

Mahkemece “1-Asıl dava dosyasında istemlerin kabulü ile, eş ... için, 168.471,31 TL, çocuk ... için, 10.991,36 TL, çocuk ... ... için 22.610,37 TL ve çocuk ... ... ... için 74.729,79 TL maddi tazminatın olay tarihi olan 19/04/2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsili ile davacılara verilmesine, davacıların fazlaya dair haklarının saklı tutulmasına,

2-)Birleşen dosyadaki davanın kısmen kabulü ile, eş ... için 50.000,00 TL, çocuk ... için, 25.000,00 TL, çocuk ... ... için 25.000,00 TL ve çocuk ... ... ... için 25.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 19/04/2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsili ile davacılara verilmesine, fazlaya dair talebin reddine,” karar verilmiştir.

B-)BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece “Davacılar vekili ve Davalı ... A.Ş ve Davalı ... Grup Ltd.Şti vekillerinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine,” karar verilmiştir.

IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:

Davalı ... şirketi vekili temyiz dilekçesinde özetle: müteveffa ile müvekkili arasında eser akti olduğunu, işçi işveren ilişkisi olmadığını, ceza dosyasında asli kusurun sigortalıya verildiğini, müvekkiline çalışmanın yapıldığının haber verilmediğini, manevi tazminatların fahiş olduğunu, davacıların sigorta şirketine başvuruda bulunmaları gerektiğini, ihbar taleplerinin yerine getirilmediğini, sigorta şirketinden ödeme yapılıp yapılmadığının araştırılmadığını, davalı ... Grup şirketinden yapılan ödemelerin mahsubu gerektiğini, ücretin brüt günlük 36,5 TL olarak esas alınması gerekirken 2,2 kat alınmasının hatalı olduğunu, evlenme ihtimalinin % 2 kabulünüm hatalı olduğunu, SGK gelirinin hatalı olarak az oranda mahsup edildiğini, sigortalının malulen emeklilik başvurusu olduğu dikkate alınarak 60 yaşa kadar çalışmayacağını bu durumun dikkate alınması gerektiğini beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.

Davalı ... Grup şirketi vekili temyiz dilekçesinde özetle: kusurun diğer davalı ... şirketine ait olduğunu, ücretin hatalı tespit edildiğini, sigortalının malulen emeklilik başvurusu olduğu dikkate alınarak 60 yaşa kadar çalışmayacağını, ödemeler ile şirket tarafından verilen araç bedelinin tazminattan düşülmesi gerektiğini, manevi tazminatların fahiş olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.

Davacı vekili katılma yoluyla verdiği temyiz dilekçesinde özetle: müteveffa sigortalıya verilen %40 kusurun fazla olduğunu, sigortalıdan habersiz olarak elektrik verilmesi ile kaza gerçekleştiğini, bu nedenle gerekli kontrolleri yapmayan davalıların daha ağır kusurlu olması gerektiğini, manevi tazminatların ayrı ayrı az olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.

V-)İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:

A-) Davalılar vekilinin sigortalının çocukları ... ve ... ... için takdir edilen maddi tazminatlar ile davacıların her biri lehine takdir edilen manevi tazminatlara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde:

Mülga 5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 20.07.2016 tarihinden itibaren uygulanan 8. maddesinin 3. fıkrasına göre, “Bölge adliye mahkemesinin para ile değerlendirilemeyen dava ve işler hakkındaki kararları ile miktar veya değeri beşbin lirayı geçen davalar hakkındaki nihaî kararlara karşı tebliğ tarihinden başlayarak sekiz gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir.” Bu fıkradaki “beşbin” ibaresi 6763 Sayılı Kanun'un 5. maddesiyle “kırk bin Türk Lirası” şeklinde değiştirilmiştir.

Mülga 5521 Sayılı Kanunun, 6763 Sayılı Kanun 5. maddesiyle değişik beşinci fıkrasına gör parasal sınırların, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı öngörülmüştür.

25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 Sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8. maddesinde “temyiz edilemeyen kararlar” sayılmış ancak miktar itibariyle kesinliğe bu maddede yer verilmemiş, 7/3. maddede, 6100 Sayılı HMK'nın kanun yollarına ilişkin hükümlerinin, iş mahkemelerince verilen kararlar hakkında da uygulanacağı belirtilmiştir.

6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca, Bölge adliye mahkemelerinin miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararların temyiz yoluna başvurulamayacağı hükme bağlanmıştır. HMK Ek Madde 1 hükmüne göre de, 362. maddedeki parasal sınırların, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı belirtilmiştir.

HMK 362/2. maddesine göre “Birinci fıkranın (a) bendindeki kararlarda alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda, kırk bin Türk Liralık kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir. Alacağın tamamının dava edilmiş olması hâlinde, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü kırk bin Türk Lirasını geçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur. Ancak, karşı taraf temyiz yoluna başvurduğu takdirde, diğer taraf da düzenleyeceği cevap dilekçesiyle kararı temyiz edebilir”

HMK 366. maddenin yollaması ile temyiz yolunda da uygulanan 346. madde uyarınca, temyiz dilekçesi kesin olan bir karara ilişkin olursa, kararı veren mahkeme temyiz dilekçesinin reddine karar verir. Ancak temyiz edilen karar kesin olduğu halde bu konuda inceleme yapılıp karar verilmeksizin dosya Yargıtay'a gönderilmiş ise, 01.06.1990 tarih, 1989/3 E, 1990/4 Sayılı içtihadı birleştirme kararı gereğince dosyanın mahalline çevrilmesine gerek olmaksızın Yargıtay tarafından temyiz talebinin reddine karar verebilecektir.

Yukarıda belirtildiği şekilde, iş mahkemelerinin kararlarının istinaf incelemesi sonucu Bölge adliye mahkemelerince verilen kararlarda karar tarihine göre kesinlik sınırı: 20.07.2016-01.12.2016 tarihleri arasında 5.000 TL; 02.12.2016 tarihi sonrası için 40.000 TL; 01.01.2017 sonrası için 41.530 TL; 01.01.2018 tarihi sonrası için 47.530 TL ve 01.01.2019 tarihi sonrası için 58.800 TL'dir

Somut olay incelendiğinde, temyize konu Bölge Adliye Mahkemesince esastan red kararı verilerek onanan ilk derece mahkemesince verilen kararda asıl davada davacı çocuk ... için, 10.991,36 TL, çocuk ... ... için 22.610,37 TL maddi tazminata, birleşen davada ise eş ... için 50.000 TL, çocuklar ... ... ... ve ... ... ... için 25.000 TLşer manevi tazminata hükmedildiği, hükmedilen tutarların her birinin ayrı ayrı Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihinde geçerli olan 58.800 TL'lik temyiz (kesinlik) sınırının altında bulunduğu anlaşılmakla, bu hükümlere karşı temyiz yoluna başvurulmasının miktar itibariyle mümkün bulunmadığından, davalılar vekillerinin bu yöne ilişkin temyiz dilekçesinin miktar itibarıyla kesinlik nedeniyle reddine karar verilmiştir.

B-) Davalılar vekilinin sigortalının eşi ... ile ... ... ... için takdir edilen maddi tazminatlara karşı, davacılar vekilinin ise katılma yoluyla davacıların her biri için reddolan manevi tazminatlara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde:

1-)Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplerle, temyiz kapsam ve nedenlerine göre, davacılar ve davalılar vekillerinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2-) Davaya konu olayın iş kazası sebebiyle desteğini yitiren hak sahiplerinin maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olup Yargıtay'ın kökleşmiş içtihatları gereğince destekten yoksun kalma tazminatı hesaplarında dikkat edilmesi gereken hususlardan biri, dul eşin yeniden evlenme ihtimalinin nazara alınmasıdır. Hesaplama, bilinmeyen dönem için farazi bazı kriterlere göre yapılmakta ise de; evlenme ihtimali belirlemesinde dul eşin hesap tarihi itibari ile evlenip evlenmediği tespit edilebilir bir olgudur. Bu olgunun tespitinde ise Yargıtay öteden beri Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) tarafından kabul edilen yeniden evlenme ihtimallerine ilişkin tabloları uygulamaktadır.

Somut olayda davacı eş ...'ın nüfus kayıt örneğine göre doğum tarihinin 15.12.1981, hükme esas hesap tarihinin ise 01.06.2017 tarihi olduğu, davacı eşin hesap tarihinde 35 yaşında olduğu ve AYİM evlenme ihtimali tablosuna göre bu yaş için %17 oranında bir indirim oranı öngördüğü, hesap tarihi itibariyle 16.03.1999 Doğumlu olan ...'ın 18 yaşını ikmal ettiğinin anlaşılmış olmasına göre, davacı eşin 18 yaşından küçük iki çocuğunun bulunması nedeniyle her çocuk için %5 indirim yapılması gerektiğinin kabul edilmiş olmasına göre, davacı eşin hesap raporu tarihi itibariyle %7 oranında bir evlenme ihtimalinin bulunduğu bu oran gözetilerek maddi tazminat hesabında indirim yapılması gerekirken hükme esas alınan raporda %2 oranında az miktarda bir indirim yapılması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, mahkemece yapılacak iş hükme esas alınan 01.06.2017 tarihli rapordaki verileri esas alarak davacı eş ... için esas alınması gereken evlenme ihtimali oranını %2 yerine %7 olarak esas alarak belirlenecek maddi tazminata hükmetmekten ibarettir.

3-) Taraflar arasında manevi tazminatın miktarı noktasında da uyuşmazlık bulunduğu anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere gerek mülga BK'nun 47 ve gerekse olay tarihinde yürürlükteki 6098 Sayılı TBK'nun 56.Maddesinde hâkimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verebileceği öngörülmüştür. Hâkimin manevi zarar adı ile ölenin yakınlarına verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin Duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 tarihli ve 7/7 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.

Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hâkimin takdirine bırakılmış ise de hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir. Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23.6.2004, 13/291-370

Somut olayda; sigortalının davalı ... Grup çalışanı olarak ... şirketine ait işyerinde bulunduğu sırada, ölçü almakta olduğu makinenin elektiriğinin kontrolsüz bir biçimde verilmesi üzerine makine içerisinde dönen parçaların başına çarpması neticesinde ölüm olayının gerçekletiği, hükme esas kusur raporuna göre olayın gerçekleşmesinde Davalı ... Şirketi %30, makineyi çalıştıran dava harici ... ... %5 iş güvenliği uzmanı dava harici ... %2, dava harici ... ... %3, Davalı ... Grup Şirketi % 20 ve müteveffa Sigortalı % 40 oranında kusurlu kabul edilmiş, sigortalının vefatı nedeniyle davacı eş ve çocukların destekten mahrum kaldığı anlaşılmaktadır.

Bu açıklamalar doğrultusunda davacı eş ve çocukların destekleri sigortalı ...'ın vefatı nedeniyle duydukları elem ve ızdırabın büyüklüğü dikkate alındığında eş lehine 50.000,00 TL, çocukların her biri lehine hükmedilen 25.000,00 TL'şer manevi tazminatın az olduğu açıktır.

O halde mahkemece manevi tazminat yönünden de davacı eş ve çocukların her biri lehine sigortalıyı kaybetmeleri nedeniyle duydukları elem ve ızdırapla orantılı makul bir miktarda manevi tazminat takdiri gerekirken yazılı şekilde yetersiz miktarlarda manevi tazminatlara hükmedilmesi hatalı olmuştur

Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davacılar ve davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan itirazları kabul edilmeli ve ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin, tarafların istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin HMK'nın 373/1. maddesi gereği kaldırılarak ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin gönderilmesine, davacılar avukatı yararına takdir edilen 3050,00 TL. duruşma avukatlık parasının davalılara yükletilmesine, davalılar avukatları yararına takdir edilen 3.050,00 TL. duruşma avukatlık parasının davacılara yükletilmesine, peşin yatırılan harcın istek halinde temyiz eden taraflara iadesine, Üye ...'ın muhalefetine karşı, Başkan ... ve Üyeler ..., ..., ...'nın oyları ve oy çokluğuyla, 28/09/2021 gününde karar verildi.

(M)

KARŞI OY GEREKÇESİ

Dairemizin 2020/7889 E., 2021/7845 K. sayılı ilamında belirttiğim karşı oy gerekçeleri ile talep yığılması olan davalarda temyize getirilen taleplerin toplamı üzerinden kesinlik sınırı belirlenmesi gerektiğinden ve davalının temyize tabi olan maddi tazminat ile ilgili temyiz incelemesinin, hüküm altına alınan ancak her davacı açısından kesin kabul edilen manevi tazminat istemleri hakkında da yapılması gerektiğini düşündüğümden, çoğunluğun kesin olduğu yönündeki ret kararına katılınmamıştır.menu


T.C.
YARGITAY
10. HUKUK DAİRESİ

 

E. 2020/7263
K. 2021/8263
T. 15.6.2021

DAVA : İş kazasında vefat eden sigortalının hak sahiplerinin maddi ve manevi zararlarının tazmini davasının yapılan yargılaması sonunda; İlk Derece Mahkemesince ilâmda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine dair verilen karara karşı davalılardan ... İnşaat Turizm ve Tic. A.Ş. vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince verilen kararın davalılardan ... İnşaat Turizm ve Tic. A.Ş. vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz talebinde bulunulması üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 15/06/2021 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü duruşmalı temyiz eden davalılardan ... İnşaat Turizm ve Tic. A.Ş. adına Av. ... geldi. Diğer taraflar adına gelen olmadı. Duruşmaya başlanarak, hazır bulunan avukatın sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

KARAR : I-) İSTEM:

Davacılar vekili 07.11.2012 tarihli asıl dava dosyasının dava dilekçesinde özetle müvekkillerinin murisi sigortalının 11.12.2010 tarihli iş kazası neticesinde vefatı nedeniyle desteğinden yoksun kalan eşi lehine 2.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi, çocuklar ile anne ve babanın her biri için 50.000 TL'şer manevi, kardeşlerin her biri için 10.000 TL'şer manevi tazminatın kaza tarihinden faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.

Davacılar vekili 31.07.2013 tarihli birleşen dava dosyasının dava dilekçesinde çocukların her biri için asıl davada talep edilmeyen 300 TL'şer maddi tazminatın kaza tarihinden faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.

Davacılar vekili 02.06.2017 tarihli ıslah dilekçesiyle maddi tazminat istemini eş için 102.727,83 TL'ye, Çocuklardan ... için 1.215,65TL'ye, ... için 7.280,41 TL'ye arttırmıştır.

II- CEVAP:

Davalı ... Ticaret ve San. Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde özetle, davacılar murisinin şirket çalışanı olduğunu ve olay günü heyelan sonucu kopan kaya parçasının üzerine düşmesi nedeni ile vefat ettiğini, meydana gelen doğal felaketin şirketle ilişkilendirilmesinin hukuka aykırı olduğunu, olayla ilgili açılan ceza davasının sonucunda da bu hususun netleşeceğini, bu nedenle ceza dosyasının bekletici mesele yapılması gerektiğini, olayda eylemle zarar arasındaki illiyet bağının kesintiye uğradığını, şirketin tüm güvenlik önlemlerini aldığını, işçilere baretler verildiğini, talep edilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu beyan ederek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

Davalı .... vekili cevap dilekçesinde özetle, husumetin yanlış yöneltildiğini, davacının diğer davalının çalışanı olduğunu ve kazanın meydana geldiği şantiyede işçi çalıştırmadığını, anahtar teslim olarak işi diğer davalıya verdiğini, şantiyede faaliyet gösteren şirketin, diğer şirket olması nedeni ile güvenlik tedbirlerini de diğer davalının alması gerektiğini, davaya konu olayda şirketin herhangi bir kusurunun bulunmadığını, keza kaya düşmesi soncu meydana gelen bir olayın iş kazası sayılmasının da hakkaniyete aykırı olduğunu, talep edilen tazminat miktarlarının fahiş olduğunu beyan ederek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

III- MAHKEME KARARI:

A-)İLK DERECE MAHKEME KARARI

Mahkemece “davacı eş ... lehine 102.727,83 TL maddi, 30.000 TL manevi, çocuklardan ... lehine 1.215,65 TL maddi, 30.000 TL manevi, ... lehine 7.280,41 TL maddi ve 30.000 TL manevi, Çocuk ... 214,46 TL maddi ve 30.000 TL manevi , davacı anne ... ve baba ... lehine 10.000 TL,şer, kardeşler ...'in her biri lehine ise 5.000 TL'şer manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine, bu alacaklara olay tarihi olan 11.12.2010 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına, fazlaya ilişkin istemlerin ayrı ayrı reddine” karar verilmiştir.

B-)BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece “Davalı ....'nin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine,” karar verilmiştir.

IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:

Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle: “ceza yargılamasının bekletici mesele yapılmaksızın ve ceza dosyası dikkate alınmaksızın hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmeksizin hüküm kurulduğunu, mahkemenin bilirkişi raporları arasındaki çelişkiyi gidermek yerine afaki değerlendirme ile kendisinin kusur taksimi yaptığını, bu itibarla da hükmün eksik incelemeye ve hatalı değerlendirmeye dayalı olduğunu, mahkemenin sözleşmenin anahtar teslim nitelikli olduğunu, müvekkilinin dava konusu alanda işçi çalıştırmadığını, faaliyet göstermediğini dikkate almaksızın eksik inceleme ile müvekkile kusur atfettiğini, müvekkili şirketin gerek İş Kanunu'nun 2. maddesinin ifadesine, gerekse Yargıtay içtihatlarına göre üst işveren kabul edilmesinin mümkün olmayıp, bu itibarla müvekkiline kusur atfedilmemesi gerekirken, diğer davalı ile aynı oranda kusurlu kabul edilmesinin hatalı olduğunu, destekten yoksun kalan eşin yeniden evlenme olasılığı oranına göre tazminattan indirim yapılması gerekirken, bu hususun değerlendirmeye alınmaksızın hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, mahkeme tarafından yapılan değerlendirmede işçinin %35 oranında kusurlu olduğu kabul edildiğini, ancak buna rağmen tazminat hesaplarında bir hakkaniyet indirimi uygulanmadığını, zamanaşımı itirazlarının dikkate alınmadığını, dava ve ıslah tarihinin ayrı ayrı dikkate alınması gerekirken, hatalı olarak olay tarihinden itibaren faiz ödenmesine hükmedildiğini beyan ederek mahkeme kararının bozulmasını talep etmiştir.

V-)İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:

A-) Davalı .... vekilinin eş ... lehine hükmedilen manevi tazminat ile Çocuklar ..., ... ve ... lehlerine hükmedilen maddi ve manevi tazminat, anne ...ve ... lehlerine hükmedilen manevi tazminata ilişkin mahkemece verilen karara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde:

Mülga 5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 20.07.2016 tarihinden itibaren uygulanan 8. maddesinin 3. fıkrasına göre, “Bölge adliye mahkemesinin para ile değerlendirilemeyen dava ve işler hakkındaki kararları ile miktar veya değeri beşbin lirayı geçen davalar hakkındaki nihaî kararlara karşı tebliğ tarihinden başlayarak sekiz gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir.” Bu fıkradaki “beşbin” ibaresi 6763 Sayılı Kanun'un 5. maddesiyle “kırk bin Türk Lirası” şeklinde değiştirilmiştir.

Mülga 5521 Sayılı Kanunun, 6763 Sayılı Kanun 5. maddesiyle değişik beşinci fıkrasına gör parasal sınırların, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı öngörülmüştür.

25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 Sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8. maddesinde “temyiz edilemeyen kararlar” sayılmış ancak miktar itibariyle kesinliğe bu maddede yer verilmemiş, 7/3. maddede, 6100 Sayılı HMK'nın kanun yollarına ilişkin hükümlerinin, iş mahkemelerince verilen kararlar hakkında da uygulanacağı belirtilmiştir.

6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca, Bölge adliye mahkemelerinin miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararların temyiz yoluna başvurulamayacağı hükme bağlanmıştır. HMK Ek Madde 1 hükmüne göre de, 362. maddedeki parasal sınırların, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı belirtilmiştir.

HMK 362/2. maddesine göre “Birinci fıkranın (a) bendindeki kararlarda alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda, kırk bin Türk Liralık kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir. Alacağın tamamının dava edilmiş olması hâlinde, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü kırk bin Türk Lirasını geçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur. Ancak, karşı taraf temyiz yoluna başvurduğu takdirde, diğer taraf da düzenleyeceği cevap dilekçesiyle kararı temyiz edebilir”

HMK 366. maddenin yollaması ile temyiz yolunda da uygulanan 346. madde uyarınca, temyiz dilekçesi kesin olan bir karara ilişkin olursa, kararı veren mahkeme temyiz dilekçesinin reddine karar verir. Ancak temyiz edilen karar kesin olduğu halde bu konuda inceleme yapılıp karar verilmeksizin dosya Yargıtay'a gönderilmiş ise, 01.06.1990 tarih, 1989/3 E, 1990/4 Sayılı içtihadı birleştirme kararı gereğince dosyanın mahalline çevrilmesine gerek olmaksızın Yargıtay tarafından temyiz talebinin reddine karar verebilecektir

Yukarıda belirtildiği şekilde, iş mahkemelerinin kararlarının istinaf incelemesi sonucu Bölge adliye mahkemelerince verilen kararlarda karar tarihine göre kesinlik sınırı: 20.07.2016-01.12.2016 tarihleri arasında 5.000 TL; 02.12.2016 tarihi sonrası için 40.000 TL; 01.01.2017 sonrası için 41.530 TL; 01.01.2018 tarihi sonrası için 47.530 TL ve 01.01.2019 tarihi sonrası için 58.800 TL'dir

Somut olay incelendiğinde, temyize konu Bölge Adliye Mahkemesince esastan red kararı verilerek onanan ilk derece mahkemesince verilen kararda davacı eş ... lehine 30.000 TL manevi, çocuk ... lehine 1.215,65 TL maddi ve 30.000 TL manevi, çocuk ... lehine 7.280,41 TL maddi ve 30.000 TL manevi, Çocuk ... lehine 214,46 TL maddi ve 30.000 TL manevi , davacı anne ... ve baba ...'ın her biri lehine 10.000 TL şer manevi, kardeşler ..., ve ...'in her biri lehine ise 5.000 TL'şer manevi tazminata hükmedildiği, hükmedilen tutarların her birinin ayrı ayrı Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihinde geçerli lan 58.800 TL'lik temyiz (kesinlik) sınırının altında bulunduğu anlaşılmakla, bu hükümlere karşı temyiz yoluna başvurulmasının miktar itibariyle mümkün bulunmadığından, davalı .... vekilinin bu yöne ilişkin temyiz dilekçesinin miktar itibarıyla kesinlik nedeniyle reddine, karar verilmiştir.

B-) Davalı ....'nin davacı eş ... lehine hükmedilen maddi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde:

1-)Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplerle, temyiz edenin sıfatına, temyiz kapsam ve nedenlerine göre, davalı .... vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2-) Davaya konu olayın iş kazası sebebiyle desteğini yitiren hak sahiplerinin maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olup Yargıtay'ın kökleşmiş içtihatları gereğince destekten yoksun kalma tazminatı hesaplarında dikkat edilmesi gereken hususlardan biri, dul eşin yeniden evlenme ihtimalinin nazara alınmasıdır. Hesaplama, bilinmeyen dönem için farazi bazı kriterlere göre yapılmakta ise de; evlenme ihtimali belirlemesinde dul eşin hesap tarihi itibari ile evlenip evlenmediği tespit edilebilir bir olgudur. Bu olgunun tespitinde ise Yargıtay öteden beri Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) tarafından kabul edilen yeniden evlenme ihtimallerine ilişkin tabloları uygulamaktadır.

Somut olayda davacı eş ...'ün nüfus kayıt örneğine göre doğum tarihinin 02.07.1982, hükme esas hesap tarihinin ise 17.02.2017 tarihi olduğu, davacı eşin hesap tarihinde 34 yaşında olduğu ve AYİM evlenme ihtimali tablosuna göre bu yaş için %17 oranında bir indirim oranı öngördüğü, davacının 18 yaşından küçük üç çocuğunun bulunması nedeniyle her çocuk için %5 indirim yapılması gerektiğinin kabul edilmiş olmasına göre davacı eşin hesap raporu tarihi itibariyle %2 oranında bir evlenme ihtimalinin bulunduğu bu oran gözetilerek maddi tazminat hesabında indirim yapılarak, maddi tazminat alacağının 99.851,99 TL olarak hesabı gerekirken hesap raporunda bu yönde bir indirime gidilmeden maddi tazminatın 102.727,83 TL olarak belirlendiği mahkemece de bu hesaba itibarla hüküm kurulduğu anlaşılmakta ise de yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

Ne var ki bu konuların düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hüküm bozulmamalı, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 370. maddesi gereğince düzeltilerek onanmalıdır.

SONUÇ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi kararının HMK'nın 373/1 maddesi gereği kaldırılması ile Ankara 14. İş Mahkemesi'nin 21.06.2017 tarihli hüküm fıkrasının;

1-) 2. bendinin “A” alt bendinin silinerek yerine:

“A) 99.851,99 TL maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'e verilmesine, bu alacağa olay tarihi olan 11.12.2010 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına” rakam ve sözcüklerinin yazılmasına,

2-) 4. bendinin silinerek yerine:

“4) Maddi ve manevi tazminat yönünden alınması gereken 19.711,70-TL harçtan asıl ve birleşen davalarda peşin olarak yatırılan toplam 1.307,35-TL harcın mahsubu ile bakiye 18.404,35 TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak hazineye gelir kaydına,” rakam ve sözcüklerinin yazılmasına,” rakam ve sözcüklerinin yazılmasına,

3-) 7. bendinin silinerek yerine:

“7) Davacı tarafça sarf olunan 55,80-TL başvuru ve vekalet ücreti, 2.100,00-TL bilirkişi ücreti ve 333,55-TL müzekkere tebligat gideri olmak üzere toplam 2.489,35-TL yargılama giderinden davanın kabul edilen kısmı esas alınarak hesap olunan 1.327,07 TL yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,” rakam ve sözcüklerinin yazılmasına,

4-) 8. bendinin silinerek yerine:

“8) Asıl ve birleşen davalarda davacı taraf kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre maddi tazminat üzerinden tespit edilen 11.435,00 TL vekalet ücreti ile manevi tazminat üzerinden tespit edilen 16.750,00 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,” rakam ve sözcüklerinin yazılmasına,

5-) 9. bendinin silinerek yerine:

“9)-Asıl ve birleşen davalı taraf kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre reddolan maddi tazminat üzerinden tespit edilen 1.980 TL, reddolan manevi tazminat üzerinden tespit edilen 16.750 TL vekalet ücretinin davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,” rakam ve sözcüklerinin yazılmasına, ve hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, davalılardan ... İnşaat Turizm ve Tic. A.Ş. avukatı yararına takdir edilen 3.050,00 TL. duruşma avukatlık parasının davacılara yükletilmesine, temyiz harcının istek halinde davalılardan ... İnşaat Turizm ve Tic. A.Ş.'ye iadesine, 15/06/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.menu


T.C.
YARGITAY
10. CEZA DAİRESİ

E. 2021/6905
K. 2021/14343
T. 17.11.2021

DAVA : Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.

İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davacı Kurum,... İnşaat Hafriyat Nakliye Tarım San. Tic. Ltd. Şti. ile Enk Yapı İnş. Tic. Ltd. Şti. vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesince verilen kararın, davacı Kurum ile ... Yapı İnş. Tic. Ltd. Şti. vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

KARAR : I-) İSTEM

Davacı, dava dilekçesi ile kurum sigortalısı ...'in 30/08/2016 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu vefat ettiğini, tedavi gideri olarak 151,59 TL ödendiğini, sigortalının vefatından sonra hak sahiplerine 179.521,89 TL peşin değerli gelir bağlandığını ve 489,00 TL cenaze yardımı yapıldığını, müvekkil kurum denetmenlerince yapılan soruşturma neticesinde işverenin ve şirket kamyon şoförü davalı ...'in kusurlu bulunduklarını belirterek fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak kurum zararından şimdilik 75,80 TL tedavi gideri, 244,50 TL cenaze yardımı, 35.904,37 TL peşin sermaye değerli gelirin yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak tahsilini istediği anlaşılmıştır.

Davacı vekili 14/01/2019 havale tarihli dilekçesi ile davasını ıslah etmiştir.

II- CEVAP

Davalı ...Yapı vekili cevap dilekçesinde; Kazazedenin olay tarihinde Tekke barajı inşaatında çalıştığını, kazazedenin kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermediğini, döküm yapan arabaları yönlendirmekle görevli olduğunu, yönlendirme yapan kişinin döküm yapan arabaların yanında veya arkasında durduğunu, sürücüye kaldır ve devam et talimatını verdikten sonra yanlışlıkla/dalgınlıkla arabanın önüne geçtiğini, kamyonun kör noktasına girdiğini, olayla ilgili müvekkil şirket yetkilileri hakkında herhangi bir suçlamada bulunulmadığını ve dava açılmadığını, illiyet bağı bulunmaması nedeniyle açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı ... İnş. Haf. Nak. Tar. San. Tic. Ltd. Şti. beyan dilekçesinde; Kazazedenin olay tarihinde ... barajı inşaatında çalıştığını, kazazedenin kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermediğini, döküm yapan arabaları yönlendirmekle görevli olduğunu, yönlendirme yapan kişinin döküm yapan arabaların yanında veya arkasında durduğunu, sürücüye kaldır ve devam et talimatını verdikten sonra yanlışlıkla/dalgınlıkla arabanın önüne geçtiğini, kamyonun kör noktasına girdiğini, olayla ilgili müvekkil şirket yetkilileri hakkında herhangi bir suçlamada bulunulmadığını ve dava açılmadığını, illiyet bağı bulunmaması nedeniyle açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III- MAHKEME KARARI

A-)İLK DERECE MAHKEME KARARI

Davanın kabulü ile;

1-)Peşin sermaye değerli gelirden doğan kurum zararı olan 116.689,22 TL'nin (davalı ...'in sorumluluğunun 58.344,61 TL ile sınırlı olmak üzere) tahsis onay tarihi olan 01/09/2016 tarihinden itibaren,

2-)Cenaze yardımından doğan kurum zararı olan 244,50 TL'nin ödeme tarihi olan 24/10/2016 tarihinden itibaren,

3-)Tedavi masraflarından kaynaklanan kurum zararı olan 98,53 TL'nin 30/08/2016 tarihinden itibaren, karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ:

Davacı Kurum vekili ile Enk Yapı İnş. Tic. Ltd. Şti. ve davalı ... İnşaat Hafriyat Nakliye Tarım San. Tic. Ltd. Şti. Şti. vekilleri istinaf yolu ile dilekçesinde, kararın bozulmasını talep etmişlerdir.

B-)BAM KARARI

... Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesi;

Davacı SGK' nın ve Davalılar ... İnşaat Hafriyat Nakliye Tarım San. Tic. Ltd. Şti. 'nin, ...'nin ve ...'nin istinaf başvurularının HMK 353/1-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine, karar verilmiştir.

IV- TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:

Davacı taraf vekili ile davalı Enk Yapı İnş. Tic. Ltd. Şti. vekili, istinaf gerekçeleriyle kararın bozulmasını istemiştir.

V-) İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:

1-)Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerekçelere göre, davacı ile davalı ...Ltd. Şti. vekillerinin aşağıdaki hususlar dışındaki sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-)30.08.2016 tarihli iş kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan ilk peşin değerli gelir, yapılan tedavi ve cenaze masrafı nedeniyle meydana gelen kurum zararının %65 kusur karşılığının davalı şirketlerden, %65 kusur karşılığının yarısının da davalı gerçek kişiden olmak üzere davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilinin istendiği davada; Mahkemece, hükme esas kılınan kusur raporunda; davalı işveren iş ortaklığı % 50 oranında kusurlu, davalı şoför D. %15 oranında kusurlu, kazalı işçiyi % 35 oranında kusurlu kabul etmek suretiyle; gerçek zarar hesabı yaptırmaksızın, ilk peşin değerli gelirin %65 davalılar kusur karşılığı üzerinden davalı işveren şirketleri, ilk peşin değerli gelirin %65 kusur karşılığının yarısı üzerinden davalı üçüncü kişi ...'u sorumlu tutmak suretiyle hüküm tesis ettiği anlaşılmakta ise de, verilen karar eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeye dayalıdır.

Davanın yasal dayanaklarından olan 5510 Sayılı Kanun'un 21. maddesinin ilk fıkrasında, iş kazası, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir davranışı sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamının, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirileceği belirtilmiş olmakla, anlaşılacağı üzere işverenin rücu alacağından sorumluluğu belirlenirken, gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile yargılamada yöntemince hesaplanacak gerçek (maddi) zarar karşılaştırması yapılıp düşük (az) olan tutarın hükme esas alınması gerekmektedir.

Bu tür davalarda gerçek zarar hesabı, tazminat hukukuna ilişkin genel ilkeler doğrultusunda yapılmalı, sigortalı sürekli iş göremezlik durumuna girmişse bedensel zarar, ölüm halinde destekten yoksun kalma tazminatı hesabı dikkate alınmalıdır.

Gerçek zararın belirlenmesinde, zarar ve tazminata doğrudan etkili olan sigortalının net geliri, kalan ömür süresi, iş görebilirlik çağı, iş göremezlik derecesi, kusur ve destek görenlerin gelirden alacakları pay oranları, eşin evlenme olasılığı gibi tüm veriler ortaya konulmalıdır. Gerçek zarar, sigortalının kaza tarihi itibarıyla kalan ömür süresine göre aktif ve pasif dönemde elde edeceği kazançlar toplamından oluşmaktadır. Sigortalı veya hak sahiplerinin kalan ömür süreleri yönünden ise, Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, ... Üniversitesi Fen Fakültesi Aktüerya Bilimleri Bölümü, ... Danışmanlık, ... Üniversitesi ve ...Üniversitesi'nin çalışmalarıyla “TRH2010” adı verilen Ulusal Mortalite Tablosu hazırlanarak Sosyal Güvenlik Kurumunca 2012/32 Sayılı Genelgeyle ilk peşin sermaye değerlerinin hesabında uygulamaya konulmuş olup özü itibarıyla varsayımlara dayalı gerçek zarar hesabında gerçeğe en yakın verilerin kullanılması gerektiğinden ülkemize özgü ve güncel verileri içeren TRH2010 tablosu kalan ömür sürelerinde esas alınmalıdır.

Sigortalının 60 yaşına kadar aktif dönemde günlük net geliri üzerinden, 60 yaşından sonra kalan ömrü kadar pasif dönemde asgari ücret üzerinden, her yıl için ayrı ayrı hesaplama yapılacağı Yargıtayın yerleşmiş görüşlerindendir. Günlük net gelir saptanarak rapor tarihi itibarıyla bilinen dönemdeki kazanç, var olan verilere göre iskontolama ve artırma işlemi yapılmadan hesaplanmaktadır. Bilinmeyen dönemdeki kazanç bakımından ise tazminatların peşin olarak hesaplanmasına karşın gelirlerin taksit taksit elde edilmesi sonucunda tazminata esas gelire artırım ve iskonto uygulanmaktadır. Peşin sermayeden elde edilecek yarar, reel faiz kadar olduğundan şu durumda enflasyon dışlanmak suretiyle değişen ekonomik koşullar ve reel faiz oranları da gözetilerek %10 yerine Kurum ilk peşin sermaye değeri hesaplamalarına paralel olarak %5 oranı uygulanmalıdır.

Meslekte kazanma gücü kaybı oranının (sürekli iş göremezlik derecesinin) %60'ın altında kaldığı durumlarda, emsallerine göre sigortalının daha fazla efor harcamak suretiyle de olsa çalışmasını sürdürüp yaşlılık aylığına hak kazanması olası bulunduğundan, 60 yaş sonrası yönünden pasif dönem zarar hesabı yapılmamalıdır.

Gerçek zarar hesaplanması yönteminde, hak sahibi eşin kalan ömür süresi daha uzun olsa bile, destek süresi, sigortalının kalan ömrü ile sınırlı olup çocuklardan erkeğin 18, ortaöğretimde 20, yüksek öğretim durumunda 25 yaşını doldurduğu tarih itibarıyla gelirden çıkacağı kabul edilmeli, evlenme tarihine kadar gelire hak kazanacağı belirgin bulunan kızın, aile bağlarına, sosyal ve ekonomik duruma, ülke şartlarına ve yörenin töresel koşullarına göre evlenme yaşı değişkenlik arz ettiğinden bu konuda Türkiye İstatistik Kurumunca bölgelere göre hazırlanan istatistiklerden yararlanılmalıdır.

Mahkemece, temyiz eden davalı işveren yönünden gerçek zararın yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular çerçevesinde belirlenmesi ve hak sahibine bağlanan ilk peşin sermaye değerli gelirle karşılaştırılarak düşük (az) olan tutara göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

3-)5510 Sayılı Kanun'un 21/1. maddede işverenin, 21/4. maddede üçüncü kişinin rücu alacağından sorumlulukları düzenlenmiş olup bu maddelere göre açılan rücuan tazminat davalarında işveren ile üçüncü kişi arasında müteselsil borçluluk ilişkisi bulunduğundan konuya ilişkin olarak 818 Sayılı Borçlar Kanununun irdelenmesi de gerekmektedir.

Söz konusu Kanunun 141 – 148. maddelerinde müteselsil borçlara yer verilmiş olup 141. maddede, alacaklıya karşı, her biri borcun tümünden sorumlu olma yükümü altına girdiklerini beyan eden birden çok borçlu arasında teselsül bulunduğu, böyle bir beyanın yokluğunda teselsülün ancak kanunun belirlediği durumlarda olacağı, 142. maddede, alacaklının, müteselsil borçluların tümünden veya birinden borcun tamamen veya kısmen ödenmesini istemekte serbest olduğu, borç tamamen ödeninceye dek borçluların tümünün sorumluluklarının devam edeceği, 145. maddede, yaptığı ödeme veya takas ile borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmiş olan müteselsil borçlulardan birinin, sona eren borç oranında diğer borçluları borçtan kurtarmış olacağı, 146. maddede, borcun niteliğinden aksi anlaşılmadıkça, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ödemeden birbirine eşit birer payı üzerine almak zorunda olduğu ve payından çok ödeme yapanın, fazla tutar yönünden diğer borçlulara rücu hakkının bulunduğu, 147. maddede, rücu hakkından yararlanan müteselsil borçlulardan her birinin, ödediği tutar oranında alacaklının haklarına halef olacağı bildirilmiştir. Diğer taraftan Kanunun haksız eylem yönünden müteselsil sorumluluğa ilişkin 50. maddesinde, birden çok kimseler birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri takdirde, önayak olan (kışkırtan) ile asıl gerçekleştiren ve yardımcı olanların, ayırım gözetilmeksizin müteselsilen sorumlu olacakları, hakimin, bunların birbiri aleyhinde rücu hakları olup olmadığını takdir ve gerektiğinde bu rücunun kapsamının derecesini saptayacağı belirtilmiş, çeşitli nedenlerin birleşmesi bakımından müteselsil sorumluluğa dair 51. maddesinde, birden çok kimseler çeşitli nedenlere (haksız eylem, sözleşme, kanun) dayanarak sorumlu oldukları takdirde haklarında, birlikte bir zarara sebebiyet veren kimselere ilişkin hükümlere göre işlem yapılacağı, kural olarak haksız bir eylemi ile zarara sebebiyet vermiş olan kimsenin en önce, tarafından hata gerçekleşmemiş ve üzerine borç alınmamış olmasına karşın yasal olarak sorumlu olan kimsenin de en sonra, zarar ile yükümlü tutulacağı açıklanmıştır.

Müteselsil borç, birden çok borçlunun alacaklıya karşı borcun tümünden sorumlu olduğu, alacaklının tamamen veya kısmen edayı her bir borçludan isteyebildiği, eda tamamen yerine getirilinceye dek borçluların sorumluluklarının süregeldiği, her borçlunun iç ilişkideki payına bakılmaksızın borcun tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, borçlulardan birinin borcu ödemesi durumunda diğerlerinin de alacaklıya karşı borçtan kurtulduğu, borcun, her bir borçlu yönünden tali değil asli nitelik taşıdığı, alacaklı karşısında birden çok borç ve borçlunun bulunduğu borç ilişkisidir. Bu ilişkide ifa, asıl alacağı ortadan kaldırmayıp alacak hakkı, ödeme yapmak suretiyle rücu hakkını kazanan borçluya geçtiğinden, anılan borçlu, alacaklının halefi olarak diğerlerine rücu edebilmektedir. Bununla birlikte, rücua konu olan borcun müteselsil niteliği bulunmadığından, sorumluluktan kurtulmak için her borçlunun borcun tümü yerine, kendine düşen payını ödemesi yeterli olmaktadır ki burada kanundan doğan halefiyet söz konusudur. Kuşkusuz, ödeme yapan borçlu ile alacaklının öncesinde, halefiyeti ortadan kaldırıcı sözleşme yapmak yetkileri de bulunmaktadır. Öğreti ve yargı kararlarında, borçların aynı sebepten doğması durumuna “tam teselsül” denilmekte ve değinilen 50. maddenin bunu karşıladığı ifade edilmekte, borçların farklı nedenlerden (kanun, sözleşme, haksız eylem) doğması halinde ise “eksik teselsül”ün varlığından söz edilerek 51. maddenin de bunu tanımladığı kabul edilmektedir. 50. maddede, aynı zarardan dolayı birden çok kişinin birlikte müteselsilen sorumlu tutulmaları, birden çok kişinin ortak kusurlarıyla zarara birlikte sebebiyet vermiş olmaları koşuluna bağlanmıştır. 51. maddede ise, müteselsil sorumluluk, ortak kusur yerine farklı hukuksal nedenlere bağlanmıştır ve bunlar kanun, sözleşme veya haksız eylemdir. Birden çok kişi, kanun, sözleşme veya haksız eylem nedeniyle aynı zarar için, zarara uğrayana karşı sorumlu iseler, bunlar arasında, bir zarara ortaklaşa sebep olanlar hakkındaki dönmeye (rücu) ilişkin kurallar uygulanmakta, kural olarak ilk önce, haksız eylemiyle zarara yol açan sorumlu tutulmakta, en son olarak da kusuru olmaksızın ve sözleşme gereği sorumluluğu olmadığı halde kanun hükmü gereğince sorumlu tutulan kişiye başvurulmaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 09.10.2013 gün ve 2013/9-1559 Esas - 2013/1461 Karar, 15.05.2015 gün ve 2013/17-2267 Esas- 2015/1352 Karar, 19.06.2015 gün ve 2013/10-2281 Esas - 2015/1727 Karar, 24.06.2015 gün ve 2014/13-19 Esas - 2015/1743 Karar sayılı ilamlarında aynı görüşlere yer verilmiştir.

Önemle vurgulanmalıdır ki 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununda eksik ve tam teselsül ayırımına son verilmiş, 61. maddede, birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerin uygulanacağı, 62. maddede, tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğunun göz önünde tutulacağı, tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişinin, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olacağı bildirilmiştir.

İşveren veya üçüncü kişiye karşı açılan davalarda 5510 Sayılı Kanun'un 21. maddesine göre rücu alacağından sorumluluk belirlenirken kural olarak, işveren yönünden 1. fıkraya göre gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile yargılamada yöntemince hesaplanacak gerçek (maddi) zarar karşılaştırması yapılıp düşük (az) olan tutar esas alınmalı, üçüncü kişi bakımından 4. fıkra gereğince gerçek zarar gözetilmeksizin gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı benimsenmeli ve bunlara kusur oranları uygulanmalı ise de işveren ve üçüncü kişinin birlikte taraf olarak yer aldığı, başka anlatımla aynı anda 1. ve 4. fıkralara dayalı uyuşmazlıklarda, fıkralarda yer alan hükümlerin nasıl anlaşılması ve giderek ne şekilde uygulama yapılması gerektiği önem arz etmektedir.

Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla neden olmaları durumunda, anılan 50. ve 51. maddeler (6098 Sayılı Kanun'un 61. ve 62. maddeleri) gereğince teselsül hükümleri kapsamında bu kişilerin birlikte sorumlulukları vardır ve 146. maddeye (6098 Sayılı Kanun'un 62. maddesine) göre, kendi payından fazlasını ödeyenin diğer müteselsil borçlulara karşı rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla, her bir borçlu yönünden kusurlarına karşılık gelen miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına karar verilmelidir. İş kazası veya meslek hastalığına birlikte sebebiyet veren sorumluların işveren ve üçüncü kişi olması durumunda ise, işverenin müteselsilen sorumlu olacağı tutar, 1. fıkra gereğince kendi kusur payı gözetilerek sorumlu tutulacağı miktarın (gelirin ilk peşin sermaye değeri X işverenin kusur oranı), üçüncü kişinin 4. fıkraya göre sorumlu olacağı tutar (gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı X üçüncü kişinin kusur oranı) ile toplamı kadar olmalı, kanun koyucunun getirdiği “gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı” sınırlaması karşısında üçüncü kişinin müteselsilen sorumlu tutulacağı miktarın ise, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı ile işveren de dahil olmak üzere tüm davalıların kusurları toplamının çarpımı sonucu elde edilecek tutar kadar olması gerekmektedir. Bu yaklaşım ve uygulama, işvereni, iç ilişkide üçüncü kişiye rücu edemeyeceği miktarı Kuruma ödemek zorunda bırakmadığından da hakkaniyete uygundur. Yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ışığında dava değerlendirildiğinde, davalı işveren şirketlerin teselsül sorumluluğu 5510 Sayılı Kanun'un 21/1 kapsamında, 3.kişi olan davalı ...'un teselsül sorumluluğu 21/4 kapsamında ve yukarıda belirtilen Daire ilkelerine uygun olarak irdelenmeli, sonucuna göre karar verilmelidir.

O halde, davacı Kurum ile ... Yapı İnş. Tic. Ltd. Şti. vekillerinin bu yönleri amaçlayan itirazları kabul edilmeli ve ... Bölge Adliye Mahkemesi ....Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : ... Bölge Adliye Mahkemesi.... Dairesi kararının HMK'nın 373/1. maddesi gereği kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılardan ...Yapı İnş. Tic. Ltd. Şti.'ne iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 17.11.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YASAL UYARI